Tarihin kalbindeki İznik

Rahmetli babam bizi küçükken İznik’e götürdüğünde ‘Nicea Şehir Merkezi’ tabelasını okuduğumda, bu yönlendirmenin o yaşlarda tanımlayamadığım ama hissettiğim bir farklılığı olduğunu anlardım. Kale kapılarının, duvarlarının, burçların arkasındaki bu ‘şehir’ efsununu hâlâ koruyor.

İstanbul Kapı

Milattan önce hayat sürmüş, fakat efsanesiyle halen yaşayan Büyük İskender’i bilirsiniz. İşte bu Makedonyalı kralın ölümünden sonra, komutanlarından Antigones ‘Askania’nın yanına, kendi adını verdiği bu küçük şehri inşa eder. Ancak hasmı Lysimakhos’la yaptığı savaşı kaybedince kendi de ismiyle beraber silinir. Yeni komutan, karısı Nike’nin ilhamıyla burayı ‘Nikea’ yapar. İznik, işte bu kelimeden bozma…

Romalıların, kabaca ‘beden eğitimi sahası’ olarak tasarladığı yerlere ‘gymnasium’ deniyor. Jimnastik de buradan geliyor. İşte İznik Ayasofya’sı, 7’nci asırda Romalıların ‘gymnasium’u üzerine yapılan bir Bizans dönemi kilisesi. Orhan Gazi, 1326’da Bursa’yı devletine payitaht yaptıktan beş sene sonra İznik’i de zapt etmiş, kiliseyi camiye dönüştürmüş.

İznik Ayasofya’sı

Muhteşem Süleyman döneminde, Mimar Sinan yenilemesiyle yoluna devam eden İznik Ayasofya’sının bir özelliği var: Hıristiyan din adamlarının herhangi bir dini konuyu konuşup tartıştıktan sonra bir mutabakata vardıkları yerlere ‘konsil’ denir. İznik Ayasofya’sı da konseyin toplandığı yerlerden. Buradaki uzun münakaşalar sonunda, Hazreti İsa’nın ‘Tanrı’nın oğlu’ olduğunda hemfikir olunmuş. Literatüre ‘İznik Amentüsü’ olarak geçen kurallar sonucunda Hıristiyanlık kurumsallaşmış. İznik’i Orhan Gazi alsa da kentin Türklerle münasebeti Selçuklulara kadar gidiyor. Süleyman Şah devrinde, 1075’te Anadolu Selçuklularının ilk başkenti İznik olmuş, bunu not düşelim. Burası Osmanlı’nın ilk zamanlarının nüfuzlu ailelerinden olan Çandarlıların gizli hükümet merkezi gibi. Yeşil Cami’nin yapımına Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlanmış, oğlu Ali Paşa tarafından 1379’da bitirilmiş. Erken dönem Osmanlı eserlerinin incisi olan camide, başka hiçbir yerde görmeyeceğiniz ‘Allah, en yücelerin en yücesidir’ manasına gelecek mihrap üstü yazısı var. Son cemaat yerindeki ‘vav’ harfiyle bu yazıyı mutlaka fotoğraflayın.

Yeşil Cami

Minaredeki menorah

Yolunuzun üstünde, yine hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir kitabe var. Devrin işinsanlarından Hacı Özbek adına, 1333’te inşa edilen kare planlı, kubbe örtülü küçük yapının kitabesinde caminin, kim adına, ne zaman yapıldığı yazılı. Osmanlı’dan kalma en eski kitabe işte bu… Yeşil Cami’nin komşusu Kutbeddin İzniki’nin camisi ve türbesi bir sonraki durağımız. İznikli, 15’inci yüzyılda yaşamış önemli bir âlim. ‘Türkçe ilmihal’ (İslam dininin belli başlı ilkelerini, kurallarını öğreten kitap) yazması, Yıldırım Bayezid’i mağlup eden Emir Timur’u paylaması onu anlatırken kurulan cümlelerden. Burada ilginç bir detay söz konusu: Minare kaidesinde Yahudilerin kutsal addettikleri ‘yedi kollu şamdan’, yani menorah çizimi var. Aslında Musevi bir tüccara ait olduğu söylenen bu mezar taşı, devşirme malzeme olarak minareye monte edilmiş.

İznik Müzesi de caminin hemen yanında. Müze binası, Orhan Bey’in eşi, 1. Murat’ın annesi Nilüfer Hatun adına yapılan bir imaret, yani bir hayır kurumu. Müzede Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor. Sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, steller, yazıtlar arasında dolaşırken kendinizi İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde hissedeceksiniz.

İznik hiç kuşkusuz çinileriyle dünya çapında şöhrete sahip. Osmanlı coğrafyasına yayılan çini karoların yapıldığı fırınlarda 1963’ten bu yana arkeolojik kazı ve çalışmalar devam ediyor; 14’üncü ve 15’inci yüzyıla tarihlenen, efsanevi kırmızı hamurlu seramiklere ulaşıldı. Bu arada çini yapmak, satın almak isterseniz çarşıda dükkânlar mevcut. Yolunuzu düşürmeye değer. İznik çinisi, imparatorluğun son dönemi, yerini Kütahya çinisine bıraksa da kendine ait havasıyla hâlâ sürprizli bir geleneğe sahip.

İznik çinisi

Roma yolunda

İznik, Roma’nın da kenti. 1. Murat dönemi hamamının Roma yolunu sakladığını biliyor muydunuz? Bu hatıra, restorasyon çalışmaları sonunda kendini ele verdi, hikâyesini görünür yaptı. Bu küçük, kısa Roma yolunda yürüyün, sizden önceki adımların sesini duyacaksınız. Yeri gelmişken İznik-Roma antik tiyatrosunun onarımı sürüyor. Yine Elbeyli Köyü’nde bir Roma eseri olan Dikilitaş’ı da mutlaka görün.

Dikilitaş

Yorulmadıysanız şayet, Abdülvahap Sancaktari’nin türbesinden İznik panoramasını seyredin. Zeytin bahçeleri arasındaki Sarı Saltuk’un makam-kabrini ziyaret edin, Yakup Çelebi zaviyesine uğrayın, onarım bekleyen Böcekli Ayazma’yı görün, Kırgızlar Türbesi’nin hikâyesini dinleyin. Gölün kenarında akşam güneşini batırmaya niyetlendiyseniz şayet, Nâzım’a kulak verin: “Bu göl İznik gölüdür/Durgundur/ Karanlıktır/Derindir/Bir kuyu suyu gibi içindedir dağların…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.